Ezber Savar Bir Sınav Tasarısı

Prof. Dr. Ali Baykal
Boğaziçi Üniversitesi, Eğitim Fakültesi
abaykal@boun.edu.tr

■ Yükseköğretim adaylarını Sıralama ve Yerleştirme Sınavı (SYS) zorunlu mudur?
Nüfusu henüz genç sayılan bir ülkede bilgi çağına ayak uydurmaya çalışırken “herkesin de yüksek öğretim görmesi gerekmez ki!” denemez.Başka ülkelere ve ülkemizin çağ nüfusuna göre oldukça eksik amaülkemizdeki yüksek öğretim arzına göre biraz fazla olan yükseköğretim talebi yığılma olarak nitelenemez. Ortaöğretim sistemimiz her öğrenciyi mükemmel yetiştiriyor olsa bile arz-talep dengesini sağlayabilmek için bir Sıralama ve Yerleştirme Sınavı (SYS) zorunludur.




■ Sıralama ve yerleştirme için sınavdan başka seçenekler yok mu?
Elbette var:


) Ülkenin ve toplumun kaderi ile kumar oynamak göze alınabilirse, ilköğretim okulu kuralarını bile İzmir torba ile çekmeye kalkışanlara güven duyulabilirsekura bir seçenektir.

) Sınavın bile adaletsizliği tartışılırken, yetenekli, çalışkan ama varsıl olmayan gençlerin yüzüne bakılabilirse yükseköğretimdeki kontenjanlar açık arttırmaya çıkarılabilir. Bu seçenek uygulanırsa üniversite otoparkları ithal arabalarla dolar ama sınıflardaki yetenek düzeyi düşer.

) Rüşvet ve yolsuzluk algısı yüksek, akrabalık ve hemşerilik duyguları daha da yüksek olan bir toplumsal dokuda tavsiye mektubu (referans) nüfuzluların kartvizitine indirgenir.

) Ortaöğretim başarısı, yükseköğretimde başarılı olabilecekleri belli ediyorsa, bu ancak sınavın varlığı sayesinde mümkün olmaktadır. Sınav yerine ortaöğretim başarısını koyduğumuz anda, uyanıklık ve merhamet gibi arabesk değerler ile varlığı herkesçe bilinen ama kanıtlanamayan takas yöntemleri yürürlüğe girer. Öğrenciyi not dilencisi, öğretmeni not taciri yapan bu uygulama çok sınanmış ve hep yanılgı ile sonuçlanmıştır. En azından her yıl tekrar tekrar kanıtlanmaktadır ki ÖSS puanları OBP’lerden daha iyi yordamaktadır.

Örneğin, okul birincileri bile ne ÖSS’de ne de kontenjandan girdikleri programlarda kendilerinden beklenen başarıyı gösterebilmektedirler.

) Portfolio, kavram haritası, rubrik, gridv.b. edim (performans) göstergeleri sınavların yerine sanki mucize ilaçlarmış gibi pazarlanıyor. Sınavlar sonuç ölçermiş de bunlar süreç ölçermiş gibi göz boyayan, akıl karıştıran, gönül çelen gerekçeler ileri sürülüyor. Yukarda örneklendirilen ölçeklerin elbette çok güzel örnekleri vardır. Ama bunların da geçerliliği, güvenilirliği, etkililiği ve verimliliği uygulama koşullarına bağlı olarak tartışılmak zorundadır. Bütün bu yöntemleri seçenek olarak değil tamamlayıcı unsurlar olarak algılamalı ve uygulamalıyız. Yetenek ve başarıyı ölçecek “tomografi”, MR, ultrasonografi gibi araçlar icat edilene kadar sınavlar olacaktır. Sınavların varlık nedeni yokluklarında nasıl olsa anlaşılır.

Kısacası sınav dışındaki seçenekler çok daha adaletsiz ve çok daha sakıncalıdır.

■ Üç yıllık bir lise eğitiminin sonucu üç saatte ölçülebilir mi?
ÖSYS bir lise bitirme sınavı ya da ortaöğretimi değerlendirme sınavı değildir. Geçmiş başarıyı saptamak için değil gelecekteki başarıyı yordamak için yapılmaktadır. Ölçme sürecinin, ölçülen boyutun gelişim süreci ile doğru orantılı olması zorunlu değildir. Ölçmenin geçerliği ve güvenirliği süresine değil içeriğine, yöntemine ve aracına bağlıdır.

■ Sınavsız olmayacağı anlaşılıyor, ama daha iyi sınav olamaz mı?
Seçme sınavı bir ölçme aracıdır. Her araç gibi geliştirilebilir. Daha geçerli, daha güvenilir, daha kullanışlı hale getirilebilir. Ancak bütün adayların başarılı olabileceği bir seçme sınavı başarılı olamaz. Yükseköğretim arzı aynı kaldığı sürece ne tür ve kaç tane sınav yapılırsa yapılsın yükseköğretime seçilebilenlerin sayısı ve sırası değişmeyecektir. Ancak, sınavlara herkesin umutlu girmesi ve sınav sonuçlarına güven duyması gerekir.

■ İki aşamalı sınavla sıralama daha geçerli bir sonuç vermez mi?
İki aşamalı sınav sadece özel dershanelerin piyasasını genişletir ve pazarlama süresini uzatır.
Öğrenciler iki ayrı sınav bahanesi ile ikisine de çalışamazlar, tek aşamaya daha iyi odaklanabilirler. Aileler, öğretmenler ve liseler öğrencilere daha kolay ve yoğun yardımcı olabilirler. YGS ve LYS
(ÖSS ve ÖYS)hemen hemen aynı sıralamayı verdikleri için aynı kazanç için masraf ve zahmet gereksiz yere ikiye katlanmıştır.

İki aşamalı sınavda, öğrenciler, kabaca, dört ayrı kümede düşünülebilir.
1. Hem YGS'de hem LYS'de yüksek puan alarak yüksek öğretime yerleştirilenleriçin sonuç mutluluk vericidir ama çektikleri zahmetve ödedikleri bedel iki kattır.

2. YGS'de yüksek alıp LYS'de puanı düşenler YGS sarhoşluğundan hayal kırıklığı ile uyanırlar. Yaptıkları tüm masrafa dönüşür.

3. Hem YGS'de hem LYS'de düşük puan alanlar mutsuz sonuç için iki kat bedel ödemişlerdir.

4. YGS'de düşük aldığı için LYS'ye giremeyen ama girseydi başarılı olabilecek grubu hiç bilemeyiz. Büyük bir olasılıkla onlar YGS karamsarlığından en olumsuz etkilenenlerdir. İki farklı aşama birbirlerinin seçeneği değildir. Birisini kaçıran ya da başaramayan bir aday öteki ile telafi edemez. İki aşamalı sınav her zaman daha risklidir.İçerik açısından da LYS düzeyinde bir sınav zaten YGS içeriğini de kapsayacak niteliktedir. Kısacası YGS ve LYS (ÖSS-ÖYS) gibi iki aşamalı uygulama yerine tek aşamalı Sıralama Yerleştirme (SYS) geçerli, güvenilir ve kullanışlıdır.

■ SYS de çoktan seçmeli testlerle mi yapılacaktır?
SYS’de sağlanması gereken en öncelikli nitelik nesnelliktir. Nesnellik sınavlarda anahtar güvenilirliği, puanlama güvenilirliği ve sıralama güvenilirliği olarak üç ayrı biçimde irdelenebilir. Çoktan seçmeli testlerde anahtar güvenirliği ve puanlama güvenilirliği tamdır. Puanlamada çabukluk ve kolaylık bakımından da sıralama sınavları çoktan seçmeli olmak zorundadır.

■ “Testler” ezbere dayalı eğitim sisteminin bir parçası olarak, mutlak, koşulsuz ve tartışılmaz doğruların benimsenmesi gibi tahrip edici sonuçlar yaratmıyor mu? Testler gerçek yaşam koşullarına uygun (otantik) ölçme yapabilirler mi?

Herşeyden önce, öğrenme sürecinde eğitimin niteliğini belirleyen tek ve en önemli boyut sınav değildir. Konumuz nedeniyle sınav bağlamında kalınca da öğrenciyi ezbere kışkırtan etken sınav sorusunun biçimi değil içeriğidir. Bilim ne denli ilerlerse ilerlesin, bilimden nasibini alamayanlar arasında hurafeler ve batıl inançlar kolay kolay yok olmuyor. Testleri yasaklayıp açık uçlu sınavları dayatırsak sanki ezberden kurtulabilirmişiz gibi kendimizi avutup, oyalamayalım. Elbette testler konusundaki eleştiriler doğrudur ama doğrunun tamamı eleştirilenle sınırlı değildir. Başka alanlarda bilginlik düzeyine gelmiş kişiler bile, testler konusunda tek satır okumadan ezber sloganları tekrarlayarak bilgiçlik taslayabiliyorlar. Türkiye’de testlerin yanlış kullanılması ve eğitim sisteminin teste bağımlı hale gelmesi de onları haklıymış gibi gösteriyor. Dozunda kullanılmayan ilaçlar ne denli zararlıysa gerekli durumlarda ve yeterli dozda kullanılmayan testler de o denli sakıncalıdır. Gerçek yaşamın pek çok alanında da çoktan seçmeli kararlar veriyoruz: Buzdolabı alırken, lokantada yemek ısmarlarken, meslek seçerken, tasarruflarımızla yatırım yaparken, televizyon önünde zapping yaparken, tatile çıkarken, hep önümüzdeki seçenekler arasından birini seçiyoruz. Gönül hırsızları evlenirken de seçim yapmak zorundalar. Bu seçimleri yaparken beynimizde ezberin çok ötesinde bilişsel süreçler gerçekleşiyor. Bugünkü bilginlerimiz, bilgelerimiz, mühendislerimiz, hekimlerimiz, öğretmenlerimiz, yöneticilerimiz testlerle seçildiler. Hepsi ezberle mi ya da şans eseri mi alanlarında başarılı oldular?

■ Yani çoktan seçmeli testler ezber ölçmüyor mu?
Test hazırlama ve yorumlama konusunda bilgi sahibi olmadıkları halde çoktan seçmeli sınavların ezber ve şans ölçtüğü fikrine sahip olanlar çoktur. Yaratıcılık ve sentez yetenekleri çoktan seçmeli testlerle ölçülemez. Ama çoktan seçmeli soruların ezber ölçmediğini anlamak için de yaygın sloganları ezberlemek yerine biraz düşünmek gerekir. Testle ölçülebilenler de ezberle kısıtlı değildir. İyi hazırlanırsa ezber üstü özümsenmiş bilginin yanı sıra kavrama, yorumlama, değerlendirme, irdeleme gibi üst düzey zihinsel süreçler de çoktan seçmeli testlerle yoklanabilir.

■ Çoktan seçmeli testlerdeki başarıda şansın payı da önemsiz mi?
Evet önemsiz. Şans çoktan seçmeli testlere özgü değildir. Yazılı sınavlarda da şansınız yaver giderse, sorular bildiğiniz yerlerden gelebilir. Şansınız yoksa sınavda kapı yanına oturursunuz. Testin bütün kabahati şansın hesaplanabilir olmasıdır. Bunun sonucu olarak da şans başarısı çok göze batıyor. Şans dağılımını teorik olarak çizebilirsiniz, gözlenen dağılımı da aynı koordinat eksenine yerleştirirsiniz. İkisi üst üste tam örtüşüyorlarsa ölçtüğünüz sadece şanstır. Gözlenen dağılım şansın tümüyle dışında kalıyorsa şans etkisinin –sıfır değil- çok önemsiz olduğunu söyleyebilirsiniz. Çoktan seçmeli sınavlarda öğrenci doğru cevaplarının her biri için bir tam puan alır. Yani kesirli doğru cevap olası değil. Ama, her yanlış cevap için doğru cevap sayısından 0,25 puan kesilecek. Neden kesirli kesinti oluyor? Sadece bir yanlışı varsa 0,25 tane de doğru cevabı mı var demektir? ÖSYM’nin uyguladığı formüle göre öğrencinin yanlış bilgisi yoktur. Okul, öğretmen, dersane hiç “yanlış” bilgi vermez. Bütün yanlış cevaplar tutturulamayan tahminler yüzündendir. Öğrencinin hiç doğru cevabı olmasa bile yanlış sayısının dörtte biri ile doğru orantılı bir şans başarısı olduğu kabul edilir. Adaya neden kumarbaz muamelesi yapılıyor?Hiçbir kanıt olmadığı halde “Şansla tutturduğun doğru cevapları geri ver” diye tutturuluyor. Adaylar da yanlışları doğrularını götürür korkusuyla bilgisizliklerini saklıyorlar, yanlışlarını gizliyorlar. Bu yüzden çok değerli araştırma verilerinden yoksun kalıyoruz. Oysa sınav salt bilgileri değil yanılgıları da ölçen bir terazi olabilir. Şans başarısını azaltmanın yollarından biri de seçeneklerde tek anahtarlı yanıt yerine belirsiz sayıda (bir ya da daha çok) anahtarlı sorular hazırlamak olabilir. Ama bunun soru yazarına ve öğrenciye vereceği zahmet elde edilen kazanca değmez. Ayrıca zor sorular tahmini kışkırtır, şans başarısını arttırır. Şans etkisini azaltmanın en geçerli yolu daha çok sayıda ve katılımcıların yaklaşık yarısının cevaplayabileceği düzeyde sorular hazırlamaktır.

■ Bütün doğru yanıtlara “1” puan veriliyor. Sorulara farklı ağırlıklar verilemez mi?
Verilebilir. Bir testteki bütün doğru yanıtlara “1” puan, boş ve yanlışlara “0” vererek her sorunun “ayırt etme gücü” hesaplanır ve doğru yanıtlara bu gösterge değeri kadar puan verilerek testler yeniden puanlanırsa “sıralama tutarlılığı” çok yükselmektedir.

■ Ortaöğretim başarısının ağırlığının arttırılması okul başarısında da etkili olmaz mı?
Aslında OBP’nin (Ortaöğretim Başarı Puanı)amacı budur. Adaya okuldaki başarı ortalamasına göre bir puan veriliyor. Bu puanın hesaplanma yöntemi sık sık değiştiriliyor. 2005’ten beri uygulandığı söylenen yöntemin iler tutar yanı yok. Oynanan acıklı güldürüyü buraya sığdırmak olası değil. SYS’de OBP her lise tarafından verilere dayalı olarak hazırlanmalıdır. OBP’nin oluşturulmasında şu ölçütler kullanılmalıdır:Okula devam, SYS kapsamındaki derslerdeki başarı, SYS kapsamı dışındaki derslerdeki başarı, spor, sanat, bilim, teknoloji, matematik, edebiyat vb. etkinliklerde okulu temsil, eğitsel kol (kulüp) etkinliklerine katılım, topluma hizmet (Düşün-Uygula-Yay (DUY))
Etkinliklerine katılım, bayağılıktan arındırılmış mizah anlayışı, çevre bilinci, estetik duyarlık,
bireysel ürün dağarcığı (portfolyo)… Her okul mezunlarına bu ölçütlere göre topladığı verilere ve kanıtlara dayalı olarak hazırlayacağı normal dağılım ölçekli sıralamayı ÖSYM’ye bildirmelidir. Bu sıralamadan çıkarılacak OBP toplam SYS puanının %20-25’ini oluşturacak biçimde salt SYS puanlarına eklenmelidir.

■ Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanları (AOBP) ne işe yarıyor?
OBP nasıl hesaplanırsa hesaplansın Türkiye’nin “en iyi” lisesi ile “en zayıf” lisesini ayırt etmez. Liseler arası nitelik farklarını yansıtamaz. Her lisenin ortalamasını ya da en yüksek notuna aynı sayısal değeri verir. Bu bahaneyle 1998 yılında bir AOBP (Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanı) uyduruldu. Ama bu AOBP ucubesi OBP kadar bile Ortaöğretim Başarı Puanı sayılamaz. Çünkü öğrencinin okuldaki (lise) başarısını değil öğrencinin okulunun sınav puanlarına göre hesaplanır. İş lafa gelince sınavı ve testleri yerden yere vuranlar işlerine geldiği için AOBP’yitest başarısına göre tanımladılar ama adını Lisenin Sınavdaki Takım Başarısı (LSTB) koymadılar. Yani AOBP yalan bir temel üzerine kuruludur. Ama kabul etmek gerekir ki bu yapı YÖK’teki ve ÖSYM’deki bütün depremlere dayandı. Akademik alanları farklı, siyasal görüşleri zıt YÖK ve ÖSYM yetkilileri 14 yıldır bu adaletsizliğe, bu tutarsızlığa aldırış etmediler ya da belki edemediler. Bu sahte AOBP ne yapıyor? Çalışkan öğrencilerden alıyor daha az çalışkanlara veriyor. Aynı okuldan gelen iki farklı öğrenciden daha başarılı olanın AOBP puanı arkadaşı yüzünden düşerken, daha az başarılı olan arkadaşı sayesinde daha yüksek AOBP alıyor. Dahası var: iki farklı lisede okuyan, sınav ve okul başarıları aynı olan iki öğrenciden “cici” okuldan geleni AOBP sayesinde daha başarılı sayılıyor, “haylazların okulundan” geleni de arkadaşları yüzünden cezalandırılıyor! Böyle tutarsız ve adaletsiz bir uygulama fikrinize, vicdanınıza,irfanınıza, insafınıza, imanınıza, izanınızasığıyor mu?AOBP ya hemen kaldırılmalı ya da yaptığı işle uyumlu bir isim verilmelidir.


■ SYS’nin içeriği ne olmalıdır?
Okullardaki ders müfredatı ise herkes için eşit uygulanamasa bile hiç değilse ortak bir içerik oluşturmaktadır. Bu ortaklık kalktığı anda bugün zaten hiçe sayılan lise müfredatı da tümüyle rafa kaldırılacaktır. Sözel beceriler ulusal ölçekli, sayısal ve uzaysal beceriler evrensel ölçekli içeriklerle yoklanmalıdır. Okuduğunu kavrama, verileri yorumlama, tutarlılık değerlendirme, ilişkisel düşünme, sayısal çözümleme, kavramsal çözümleme, simgesel çözümleme, biçimsel çözümleme, sınıflama ve ayırt etme, boyutsal dönüşümleri canlandırma, ölçümleme, sözel vardama, sayısal vardama, biçimsel vardama vb. genel yetenek boyutları özellikle program ayrımı olmaksızın tüm öğretim düzeylerinde gerekli niteliklerdir. Bu niteliklerde üstün adaylar kendilerine verilecek eğitim olanaklarını daha iyi değerlendirebilirler.

■ Yerleştirme nasıl yapılmalıdır?
SYS’nin sınav kapsamı yükseköğretim programlarının içeriğine uygun değildir, olması da gerekmez. Yükseköğretim programlarının çeşitliliği liselerdeki ders kapsamlarının dışına taşar. Bilgisayar mühendisliğine öğrenci seçimi için bilgisayar sorusu, tıp isteyenlere anatomi sorusu, öğretmenlik programı için program geliştirme sorusu, iktisat fakültesine gidecek öğrenciye “ekonomi” sorusu sormak gerekmiyor. Bu nedenle tercihler program bağlamında değil fakülte ya da puan türü bağlamında olabilir. Puan türlerinin sayısı da yeniden dört olmalıdır: Sayısal, sözel, eşit ağırlıklı ve yabancı dil. Pek çok fakülteye anabilim dalı bağlamında değil puan türü bağlamında öğrenci alınabilir. Eğer bir fen-edebiyat fakültesine 300 öğrenci alınacaksa bunları 30 fizik, 30 kimya, 30, matematik, 20 istatistik, 25 psikoloji, 25 sosyoloji, 20 felsefe vb. kümeciklerde yapmanın sağlam bir gerekçesi yoktur. Bu fakülteye aynı sayıda öğrenci sadece ilgili bölümlerin gerektirdiği puan türlerine göre yerleştirilebilir. Bölüm ve anabilim dalı ayrımları saydam ve nesnel ölçütlerle yapılması koşuluyla fakültelere bırakılabilir. Bunun başka hiçbir yararı olmasa bile tercih işlemini sadeleşir, kağıt israfı en az yarıya düşer. LYS adayları mühendislik dallarına, öğretmenlik alanlarına, ziraat fakültelerinin değişik programlarına yerleştirirken hangi duyarlık düzeyinde ayrım yapılabilir ki?

■ Sınavlarda önerdiğiniz yeniliklerin sonuçları neler olabilir?
Önce olumsuzlardan başlayalım: Uygulamanın başlangıcında hazıra ve kolaya alışmışlardan tepkiler gelecektir. Bazı okul yönetimlerinin rahatı kaçacaktır. Kamu oyunda –sanki şimdi yokmuş gibi- “at yarışı” kartı tekrar masaya konacaktır. Kurum kimliği gelişmemiş okulların alt başarı katmanlarından kaçışlar olabilir. Bu uygulamalar dersanelerin de işine gelmeyecektir. Okullara veli ve çevre baskısı artacaktır. Şikayet, tehdit, takas, şantaj vb. baskı girişimlerine de rastlanabilir. Kozmetik başarı girişimleri ve gösterileri gözlenebilecektir. Okul içinde öğrenciler arası rekabetin kıskançlık ve öfkeye dönüşen örnekleri abartılarak yayınlanacaktır. Bütün bu tepkilerin gerekçeleri şimdiki sistemde fazlasıyla mevcuttur. İlk anda gösterilecek direnç ve tepkilerin kısa zamanda söneceğini tahmin ediyorum.

Beklediğim olumlu sonuçlara gelince: Öğrencilerin okula devamı nicel ve nitel anlamda artacaktır. Disiplinsizlik olaylarının tür ve sıklığı seyrelecektir.Hem LYS kapsamındaki derslerde hem de LYS kapsamı dışındaki derslerdeki başarı artacaktır. Okulu temsilde gönüllülük, eğitsel kol (kulüp) etkinliklerinde yaygınlaşma, Düşün-Uygula-Yay (DUY) etkinliklerinde zenginleşme, okulu sevme, okul ile bütünleşme, daha temiz, daha düzenli bir çevreye katkı, bireysel ürün dağarcığında zenginleşme, okulun kurum kimliği kazanması, yönetim ve eğitim kadrosunda iş doyumu da kesindir. Dökülecek tere değmez mi?