12 Yıllık Kesintili Eğitim Pedagojik Değil, İdeolojik Amaçlarla Gündeme Getirilmiştir!

Bir süredir ülke gündemini meşgul eden 12 yıl kesintisiz eğitim tartışmaları, AKP hükümeti ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın iddialarının aksine pedagojik kaygılarla değil, tamamen siyasal-ideolojik ihtiyaçlar üzerinden hazırlanmış ve TBMM’ye sunulmuştur. 

12 yıllık kesintili eğitim önerisinin Milli Eğitim Bakanlığı tarafından gündeme getirilme cesareti bile gösterilmemiş olması dikkat çekicidir. Başbakanın “dindar nesil yetiştirmek istiyoruz” açıklamalarına paralel olarak beş grup başkanvekilinin imzasıyla “kanun teklifi” olarak meclise sunulan düzenleme tüm toplumu yakından ilgilendirmesine rağmen, düzenlemenin asıl muhatabı olan kesimlerin tamamen dışlanarak böylesi bir adım atılmış olması düşündürücüdür.

Zorunlu eğitim, bir yurttaşın belirtilen bir çağa girince, eğitim kurumlarında belli bir süre öğrenim görmesini zorunlu kılan yasal bir deyimdir. Devletin, her vatandaşını devamla yükümlü kıldığı eğitim süresini ifade eder. Zorunlu eğitim kimi ülkelerde yalnızca ilkokulu içine alırken, kimi ülkelerde ortaöğretimi de tümüyle içine aldığı bilinmektedir.

Toplumun ve eğitim sisteminin ihtiyaçlarının tamamen dışında gündeme getirilen kanun teklifi hazırlanırken eğitim sendikalarının, eğitim alanında faaliyet yürüten kurum ve derneklerin görüş ve önerilerine başvurulmamış olması, önerinin tamamen siyasal saiklerle hazırlandığını göstermektedir.

Kanun teklifinin genel gerekçesinde yer alan ifadeler, düzenlemenin tek başına 8 yıllık kesintisiz eğitimi hedef almadığını, eğitimde yaşanan dinselleştirme uygulamalarını arttırmanın yanı sıra, eğitimde bir süredir yoğun bir şekilde yaşanan ticarileştirme ve özelleştirme uygulamalarını daha da yaygınlaştırmayı hedeflediği görülmektedir.

Zorunlu eğitimin kademelendirilmesi ile örgün eğitim yaşı fiilen 4 yıla inmektedir

Söz konusu kanun teklifinin her ne kadar zorunlu eğitimi 4+4+4 şeklinde kademeli olarak 12 yıla çıkaracağı iddia edilse de, uygulamada zorunlu eğitimin kendi içinde bölümlere ayrılarak kademelendirilmesi ile özellikle kız çocukları açısından örgün eğitimin fiilen 4 yıla inmesi anlamına gelmektedir. Türkiye’de öğrencilerin okula devam süresi fiilen 6,5 yıldır. Söz konusu kademeli zorunlu eğitim uygulaması hayata geçirilirse bu sürenin daha da azalması kaçınılmazdır. 

Yapılması düşünülen değişiklikle zorunlu temel eğitime öğrencilerin 4. sınıftan sonra dışarıdan “açık öğretim” ile devam edilebilmesinin önünün açılmakta ve çocukların büyük ölçüde “dini gerekçeler” ileri sürülerek okul ortamından uzaklaştırılmasına kapı aralanmaktadır. Teklifin yasalaşması durumunda 4. sınıftan itibaren “örgün eğitim” fiilen ortadan kalkacaktır.

İlköğretimde “açık öğretim” uygulaması ile çok sayıda çocuk örgün eğitimden uzaklaşacaktır

8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitim uygulaması ile o dönem ilkokul 5. sınıftan sonra eğitim sürecinin dışına itilecek olan 3,5 milyon çocuk eğitim sürecine yeniden kazandırılmıştır. Kesintili eğitim uygulaması ile üstelik 4. sınıftan sonra getirilen “açık öğretim” uygulaması ile daha fazla çocuğun örgün eğitim sürecinin dışına itilmesi tehlikesi bulunmaktadır.

Zorunlu eğitime ilişkin rakamlar, kademeli eğitimi savunanları yalanlamaktadır

8 Yıllık Zorunlu İlköğretim Yasası'nın yürürlüğe girdiği tarihten bu yana sayısal gelişmelere bakıldığında oransal artışların azımsanmayacak düzeyde olduğunu belirtmek gerekir. Geçtiğimiz 14 yıl içinde ilköğretimde net okullaşma oranları %84,74’ten %98,41’e, ortaöğretimde ise okullaşma oranlarının %37,87’den %69,33’e ulaşmıştır. Özellikle kız çocuklarının eğitime erişiminde zorunlu eğitimin çok önemli bir yer tuttuğu açıktır. Bu gerçekleri görmezden gelerek tamamen siyasal-ideolojik bir bakış açısıyla kesintili eğitimi savunmak söz konusu değildir.

Öne sürülen gerekçeler gerçekçi olmadığı gibi, inandırıcılıktan da uzaktır

Kanun teklifinin hazırlanmasına gerekçe olarak gösterilen 6 ve 13 yaşlarındaki öğrencilerin aynı okullarda okumasının yarattığı sorunları, zorunlu eğitimi kısaltarak ya da kendi içinde kademelendirerek değil, okulların fiziki yapılarında ve eğitim ortamlarında çeşitli değişiklikler yaparak çözmek mümkündür. Şu an ilköğretim okullarında bu tür sorunların yaşanmaması için bir takım pratik önlemler alınmış ve uygulanmaktadır. Bu önlemler; salonların, dersliklerin ve tuvaletlerin ayrılması, binaların ayrılması vb gibi düzenlemelerdir. Bu yaş çocukları arasındaki ilişkilere bir takım ahlaki gerekçelerle karşı çıkmak, ancak dinsel kuralların esas alındığı yaşam tarzlarının egemen olduğu toplumlara özgü bir durumdur. Kadın-erkek ilişkilerine sığ, ahlaki formlarla duvarlar örmek ve bunu ilköğretim öğrencilerinin seviyesine indirerek yasaklar koymak çocuk ve gençleri dinsel referanslarla ve “tek tip” zihniyetle yetiştirmek anlamına gelmektedir. Dolayısıyla diğer pek çok gerekçe gibi, bu gerekçe de gerçekçi değildir.

Yasa teklifinin gerekçesinde de ileri sürülen ülke örnekleri her biri kendi içinde farklılıklar ve çok uzun yıllara dayanan uygulamalar sonrasında geliştirilmiş düzenlemelerdir. Kaldı ki özellikle Almanya’daki mesleğe yöneltme sistemi bu ülkede de sıklıkla eleştirilmektedir. Yasa teklifinin gerekçesinde Almanya’da sadece belli eyaletlerde uygulanan sistem, sanki bütün Almanya’da uygulanıyormuş gibi açıklanmıştır. Almanya’da çocukları henüz 4. sınıfta “zekiler ve geri zekâlılar” diye ayrıştırmak her şeyden önce en temel çocuk haklar ihlali olarak görülmektedir.

Aynı durum ABD için de geçerlidir. Orada da okullar “zenci”, “melez” ve “beyaz” okulları diye örtük bir ayrışıma tabi tutulmuş ve bundan en büyük zararı çocuklar görmüştür. Amerika’da, zenci ve melezlerin çocukları, Almanya’da Alman olmayanların çocukları genelde meslek okullarına gitmektedir ve onlar için “fırsat eşitliği” sadece kuru bir slogan olmaktan öteye gidememektedir.

Okulöncesi eğitimin kapsam dışında olması kabul edilemez

Eğitim sistemi ve çocukların gelişimi açısından son derece önemli olan okulöncesi eğitimin zorunlu eğitimin kapsamı içine alınmaması büyük bir eksiklik olarak dikkat çekmektedir. Çocukların zihinsel gelişimi en etkili şekilde 0-6 yaş grubu arasında gerçekleşmektedir. Yapılan araştırmalar okulöncesi eğitimi alan ve almayan çocukların gelişimlerinde belirgin farklılıklar olduğunu kanıtlamaktadır. İlköğretim sürecinin daha sağlıklı bir şekilde yaşanabilmesi için okulöncesi eğitimin önemi ortadadır. Yıllardır okulöncesi eğitimi yaygınlaştırmak için çalışmalar yapılmasına rağmen, yasa teklifinde okulöncesi eğitimin zorunlu eğitim kapsam dışı bırakmış olması düşündürücüdür.

Çocukların örgün eğitim kapsamı dışına çıkmasının önü açılmaktadır

Kesintili eğitim bir taraftan kız çocukların okuldan alınması riskini artırırken, diğer taraftan çocuk işçiliğinin önünü açmaktadır. Kanun teklifi, çıraklık yaşının 14’ten 11’e düşürülmesi ile birlikte değerlendirildiğinde bu durum daha net bir şekilde görülebilmektedir. Çıraklık eğitiminin 10 yaşından sonra başlayacak olması aynı zamanda ucuz işgücü olarak görüşen çocuk işçiliğini arttıracaktır. Kız çocuklarının “çocuk gelin” olması sağlanırken, diğer taraftan tarlalarda, sanayi sitelerinde çocuk işçiliğinin daha da yaygınlaşmasının kapıları ardına kadar açılmaktadır.

Erken yaşta mesleğe yönlendirme pedagojik olarak sakıncalıdır

Mesleğe yönlendirmenin 10 yaşından sonra yapılacak olması, henüz eğitim sürecinin başında olan ve gelecek ile ilgili sağlıklı kararlar veremeyecek durumda olan çocukların erken yaşlarda yapacağı bilinçsiz seçimleri gündeme getirecek ve sonraki yıllarda öğrencilerin söz konusu seçimlere mahkum kalması riskini arttıracaktır. Dünya ülkeleri mesleğe yöneltme yaşını ortaöğretim (lise) başlangıcına doğru yönlendirirken, pedagojik olarak hiçbir faydası olmayan erken yaşta mesleğe yönlendirme uygulaması çocuklara yapılacak en büyük kötülük olacaktır.

Özel eğitim alması gereken çocukların açık öğretime yönlendirilmesi sakıncalıdır

Yasa teklifi ile özel eğitim alması gereken öğrenciler ilk dört yıldan sonra açık öğretime yönlendirilmektedir. Bu düzenlemenin esas amacı özel eğitim alması gereken çocukların “açık öğretim”e yönlendirilmesi ile özel olarak kurulan özel eğitim kurumlarına gitmelerinin önünün açılmasıdır. Kamu tarafından gerekli altyapı oluşturularak verilmesi gereken özel eğitim uygulamasının son yıllarda “özel sektör” ağırlıklı olarak hızla arttığı bilinmektedir.

Eğitimin bütün kademelerinde yaşanan ticarileştirme ve özelleştirme uygulamaları özel eğitim alanında da uygulanmakta, kamu kaynakları ile özel eğitim veren özel kurumlar desteklenmektedir. Yasa teklifinin yasalaşması durumunda bu alanda faaliyet gösteren ve birçoğu kar amacı ile kurulmuş bulunan özel eğitim kurumları kazançlı çıkacak, kamusal eğitim büyük bir darbe alacaktır.

Düzenleme ile sınav yaşı düşecek ve dershanelere gidiş oranları hızla artacaktır!

İlköğretim ikinci kademede farklı okullara geçiş olanağı olduğundan, sınav yapılması kaçınılmaz olacak ve sınav yaşı 8’e düşecektir. Bir taraftan uzun vadede seçme sınavlarının kaldırılacağını iddia ederken, diğer taraftan böylesi bir uygulamayı hayata geçirmek istemek büyük bir çelişkidir.
İlköğretim 4. sınıftan sonra mesleğe yönlendirmenin benimsenmesi durumunda, hem özel dershanelerin eğitimdeki ağırlığı daha da artacak, hem de velilerin cebinden yaptığı eğitim harcamalarının iki katından fazla yükselmesine neden olacaktır. Bugüne kadar özellikle ortaöğretime geçiş sisteminde yapılan değişiklikler nedeniyle özel dershane sayısı ve dershaneye giden öğrenci sayıları iki kattan fazla artmıştır. Benzer bir durumda söz konusu artışın çok daha büyük olması kaçınılmaz görünmektedir.

Sonsöz

12 yıllık kademeli zorunlu eğitim uygulamasının asıl amacı, zorunlu eğitim süresini arttırmak değil, AKP’nin her dönem arka bahçesi olarak gördüğü imam hatip okullarının önünü açmaktır. Zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması, bu amacı gerçekleştirmek için bir “kılıf” olarak kullanılmak istenmektedir.

Tamamen siyasal ve ideolojik amaçlarla hazırlanan kanun teklifi eğitimde çok başlılığı arttırmaktan başka bir anlam taşımamaktadır. Temel eğitimin bütün aşamalarında çocuklar örgün eğitim kapsamında olmalı, hiçbir kademede “açık öğretim” uygulamasına gidilmemelidir. Çocuklar okullarda sosyalleşmekte, davranış ve kişilik yapıları okul ortamlarında şekillenmektedir. Temel eğitimin kesintiye uğraması çocukların asosyal, davranış ve kişilik bozukluğu olan bireyler olarak yetişmesine neden olacaktır.

Başta zorunlu eğitim olmak üzere, eğitimin var olan bütün sorunlarını en geniş platformlarda ve bilimsel temelde tartışarak kapsayıcı bir anlayışla ele almak gerektiği açıktır. Bunun dışında yürünecek tüm yollar ve yasa değişikliğinin “oldubitti”ye getirilmek istenmesi kesinlikle kabul edilemez bir durumdur. Bu nedenle hangi amaçlarla gündeme getirildiği belli olan düzenleme geri çekilmelidir. Zorunlu eğitimin süresi ve içeriği ideolojik kaygılarla değil, bilimsel veriler ve toplumun ihtiyaçları doğrultusunda yeniden düzenlenmelidir.

Eğitim alanında faaliyet yürüten eğitim örgütleri olarak, gün geçtikçe daha eşitsiz ve paralı hale getirilen eğitim hizmetlerinden herkesin eşit ve parasız olarak yaralanmasını istiyor, eğitim sisteminin her yaştan öğrencilerimizin daha nitelikli, laik, bilimsel ve demokratik bir eğitim sürecinden geçmesini sağlayacak biçimde yeniden düzenlenmesini savunuyoruz.

EĞİTİM VE BİLİM EMEKÇİLERİ SENDİKASI (EĞİTİM SEN)
EĞİTİMCİLER DERNEĞİ (EĞİT-DER)
FELSEFECİLER DERNEĞİ
KÖY ENSTİTÜLERİ VE ÇAĞDAŞ EĞİTİM VAKFI
TÜRK PSİKOLOJİK DANIŞMA VE REHBERLİK DERNEĞİ (PDR DER)
TÜM ÖĞRENCİ VELİLERİ DAYANIŞMA DERNEĞİ (ÖV-DER)
TÜM ÖĞRETMENLER BİRLEŞME VE DAYANIŞMA DERNEĞİ (TÖB-DER)

Yorumlar